Nürnberg

2 Min Read

İşte yaklaşık 150 dakika süren James Vanderbilt’in Nürnberg — Dünya Savaşı’nın hayatta kalan Nazi suçlularına yönelik tarihi savaş mahkemelerini anlatan film, etkileyici bir hızla ilerliyor. Filmin asıl çekiciliği, ABD askeri psikiyatristi Douglas Kelley (Rami Malek) ile pişman olmamış Nazi ikinci komandosu Hermann Göring (Russell Crowe) arasındaki psikolojik yüzleşmelerde yatıyor ve bu sahneler son derece etkileyici. Göring hem fiziksel olarak (özellikle kamerayı dolduruş biçimiyle) hem de zihinsel olarak korkutucu; Crowe’un öfkeyi, doğruluk hissini ve narsisizmi dikkatlice dengeli şekilde harmanlaması, performansını özellikle karmaşık ve korkutucu kılıyor. Kelley için ilginç bir etik ikilem sunuyor; ikili saatlerce birlikte kaldıktan sonra Göring’e ilişkin endişe verici bir yakınlık kuruyor gibi görünüyor. Göring ve Kelley arasındaki yüz yüze görüşme, bu vahşetleri işleyen kişilerin de insan olduğunu hatırlatarak, büyüleyici bir ahlaki ikilem yaratıyor.

Nürnberg, şaşırtıcı bir mizah duygusu da taşıyor; birkaç eğlenceli kesme sahnesi de dahil olmak üzere, Vanderbilt bu ağır konuyu saygı ve alan tanıyarak ele alıyor. Bu, özellikle filmin en ürkütücü sahnesinde belirgin: Holokost’un korkutucu görüntülerinin ilk kez mahkeme sırasında gösterildiği an, Vanderbilt bu ana son derece ciddiyetle yaklaşıyor; haber bülteniyle insanların tahrip olmuş tepkileri arasında kesintiler yapıyor. Bu, önemli bir sahne ve Nürnberg‘in temel taşıdır; Vanderbilt’in dikkatli ve düşünceli yönetimi, sahneyi derinden etkileyici kılıyor.

Bazen, eğlence yaratmak ile mesajını iletmek arasındaki denge çatışma yaratabiliyor; örneğin, savcı Robert Jackson (Michael Shannon) ile Göring arasındaki önemli yüzleşmenin, bir fazla hazırcevaplıkla hafifletilmesi gibi. Bu sinir bozucu bir nokta—zaten güçlü bir an ve diğer karakterlerin onun ne kadar önemli olduğunu hatırlatmasına gerek kalmadan—ama çoğunlukla, Nürnberg mesajını büyük ölçüde başarıyla iletiyor. Oyuncu kadrosu her bir halde etkileyici. Sinema, tercüman Howie Triest rolündeki Leo Woodall’ın, iz bırakacak ve izleyicinin gözyaşlarını tutamamasıyla sonuçlanan etkileyici monoloğuyla öne çıkıyor.

Nürnberg, Nürnberg Mahkemeleriyle ilgili ilk ve en iyi sinema değil (bu, 1961 yapımı Stanley Kramer’ın muhteşem Judgment At Nuremberg olurdu). Ama bilinen malzemeyi, bu tarihî anın psikolojik yönlerini araştırırken ilginç yeni bir bakış açısıyla ele almasıyla, dünyanın en büyük trajedilerinden birine dair film külliyatına değerli bir katkı sunuyor.

Share This Article